yaşamın kendisi bile

seni anlatmak için var

...

düşündüm

olası ise

o eli nasıl tutardım?

elini nasıl tutardım senin

nasıl bir dokunuş o

birçoğuna ve birçok zaman

sıradanmış gibi duran

o eli nasıl tutardım?

yani iki el bir el olabilir mi?

olsundu olsundu

benimkinin içi seninkinin dışı mı

yoksa tersi mi

yoksa yoksa ikisinin de içi mi

tenin tene dokunuşu

sadece düşündüm

sadece düşündüm

o eli nasıl tutardım?

...

kimsenin aşk, sevgi, mutluluk, heyecan ve diğer bütün pozitif duygular uğruna kurulu düzeni sarmasına izin verilmiyor, verilmeyecek; bu belli.

 ..

resmi severim, fotoğrafı da; özellikle siyah-beyaz olanları. resim emek ve kabiliyet ister ve emek olan her şey daha değerlidir; bunda tartışılacak birşey yok. her resim sevilesi değil. her şeyi eğri veya deforme resmeden bir ressam sanki gerçeğine veya gerçekliğe özellikle mi benzetmiyor diye düşünmüyor değilim. Picasso' dan anlamam, Van Gogh, Cezanne ve Matis fazla hafif geliyor bana. Dali' ye anlam vermem gerekmiyor diye düşünüyorum. Frida idare eder, Vermeer bana yakışır, Monet ve Durer de öyle. Caravaggio oldukça benim ama Michelangelo beni geçiyor ve de Leonardo ellerinden öpülesidir. resimlerinden anlamadıklarımın "sorunu" başkalarına göre kendimim. uzun veya basık ve de aslında mümkün olmayan suratlar, bedenler onları çizenlere neler çağrıştırıyor acaba? duyguları gizlemenin bir yolu mudur deforme? duyguları "tahvil etmek" midir? ben resmi gerçeğine yakın çizenlere hastayım. bunlar ki gerçeğinde olmayan duyguları bile resme yansıtabilirler; en iyi örnek herhalde Mona Lisa. gülüyor mu, hüzünlü mü? bazen sendeki duygu dışa vurumuna benzetmiyor da değilim ondaki esrarı. çizebilseydim seni çizmek isterdim, yanımdan hiç ayırmamak için.

 

...

evinin önünde

dolaşırdım

yokuştu hafif sokak

bir aşağı

bir yukarı

akşamdı çoğunda

bazen de gece

pembe miydi?

yoksa kiremit mi?

rengi evinin

hepsi aynıydı aslında

benim için

yeter ki sen içinde olsundu

acaba derdim

kendi kendime

çıkmaz mıydı dışarıya

sigara ya da

hayatın bahanesi

herhangi bir şey için

konuşamasak da

aynı dükkanda

parayı uzatırken birlikte

eline dokunma

ve de

göz göze gelme ihtimali

beni sarar sarmalardı

işte uyku öncesi saatlerde

bu heyecanla

insanların ters bakışlarına kadar

bir aşağı

bir yukarı

...

konuşmak

aşkı ifade etmenin

en kolay

ve fakat

en etkisiz yoludur

...

uykusuz gecelere

yarım yamalaklara

bizi bekleyen

ve 

gündüz pusuya yatmış

küçüğünden büyüğüne

sorunlar yığınına

er meydanı hazır

bekleyin geliyorum

nasıl olsa saatiniz kısıtlı

parçalayın beynimi

uykuya hasret bedenimi

vampirler gibi

gün yüzü sizi de

karanlığa yollayacak

gün aydın olsun

olsun ki geceye kadar

yok olmasanız da

aydınlığın yansıttıkları

sizi deliğinizde tutsun

...

gün puslu

zulalarında cümle kötülüklerle

hücreleri çalışmaya başladı

kime ne yapsam?

biz gene masum dileklerde

"aydın bir gün olsun"lardayız

aynı göğün altıda mı

yaşıyoruz?

...

yorgunluk vücudu

endişe de ruhu mahvediyor

birçoğumuzda ikisi de var

...

dalgalı

deniz gibi

ruhumuz

...

var oldukça

orada

bildiğim bir yerde

çarpan bir kalp

biliyorum

bendeki de çarpacak

...

bu bir emek

bu bir özen

bu bir güven

bu bir özgünlük

bu bir özgürlük

bu bir önem

bu bir değer

bu bir tutarlılık

bu bir saklılık

bu bir risk

bu bir herşey

belki de

bu bir ütopya

herhangi bir

canlı  ya da

cansıza verilen değil

sana, aşka verilen

önemsemesen de

konuş benimle

bu zor değil

...

aşkı güzel kılan şey nedir?

yalnız da yaşanabiliyor olması

...

sadece

sana bakmak istiyorum

konuşmama

veya konuşmana

fırsat kalmasın

bakışların ağırlığından

zamanı kapatma çabasından

görmek istediğini

görme özleminden

vazgeçtim

sadece

sana bakmak

...

geçmiş yaşamımda hemen hemen hiçbir sorunumda hiçbir kimsenin bana faydası olmadığını gördüğüm için, sorunlarımı kendi kendime yaşamaya başladım... Ve bunun reaksiyonunu da içe kapanma ve sessizlik olarak karakterleştirdim... yani bende şu olmuyor: paylaş, konuş ve rahatla. bu durum uzun sürmez. içselleştirene, kabullenip çözümü değilse bile yürüyeceğim yolu belirleyene kadar ancak. ondan sonra "normale" dönebiliyorum. doğru mu, yanlış mı muhasebesinin bu saatten sonra pek bir faydası olmuyor bana. onu kendim yenmeli, çözümü bulmalı veya olmuyorsa da kabullenmeliyim. kabullenmenin karaktere bir çeşit zarar verdiği bir gerçek ama yapılacak bir şey yoksa sihirli değneği beklemenin faydası da yok. benim zaferlerim küçük: "nasıl ders verdim", "söylediğine veya yazdığına pişman olmuştur", lafı nasıl çaktım", "yaptığına utanmıştır", "ona haksızlık ettim demiştir mutlaka" tarzında gerçek hayatta hiç rastlanmayacak ve "kendi kendine gelin güvey" misali bir ütopya. ama bundan vazgeçemiyorum. bu bir karakter yapısı. belki de bu, yenilmişliğin dolaylı ama aslında hiç kabul görmeyen bir bilinçaltı kabullenişi. ama hemen her aşamada "artık" ile başlayan veya devam eden cümleler kurmamaya dikkat ederim, iddialıdır... 

...

keşke şu

bilinçaltı

çöplüğünden

kurtulabilsek

...

uyanmayayım

ne olur !

yirmi yedi

yıl oldu

tutalı

senin ellerini

bakalı

bebeğine gözünün

kıvrımına dudağının

razıyım

uykuda kalmaya

yeter ki rüyam değişmesin

...

herşey kırık dökük

en sağlam görüneni bile

eşyalar

ilişkiler

sevdalar

iddialısı

yani

aşklar

ve hiç birisini

yapıştırabilecek

dikebilecek

bir "şey" yok

ve

bundan sonra da

olmayacak

çünkü

zamanı tükettik

kırmakla

ve dökmekle

...

balkonla teras arası

kireç badanalı bir yer

duvarlarda yerde

hatta havada asılı

öbek öbek anılar

kah masanın üstüne oturmuş

kah tahta karyolanın üzerindeki süngere

ama elinde birası

burası bir mekansa

dolduran Nazansa

öbeklere katkı yapan

iki seven kalptir

zaman dursa

ama kalpler

ve de gözler

sevmeye doymasa

...

eskide mi yaşıyarum

olsun

neyini gördüm

yeninin

ya da göreceğim

eskinin sıcaklığından

ileri

...

hüzünlü bir şarkı

dinleyemiyorum

yıllardır

şarkıyı dinlemeye başlamamla

gözyaşı kanallarımın

harekete geçmesi

ve de

burnumun sızlamaya başlaması

bir anda oluyor sanki

her hüzünlü şarkıda

kendimden bir parça mı var?

daha çok da senden

geçmişim bu kadar mı yoğundı

sanki her birisinden

bir kelimeyi

bir cümleyi

kendiminkilerle karşılaştırıyorum

kendiliğinden

kendiliğimden